Denizde Taş Sektirmek

    Yazlık evimizin bahçesindeki mis kokulu çimenlerin üzerinde yatarken “Sonunda o gün geldi,” diye geçiriyorum içimden. “Sonunda tüm yıl beklediğim gün geldi.” Güneş tenimi usul usul yakıyor, kulağımda kuşlar cıvıldıyor. Gökyüzünde tek bir bulut yok. Alabildiğine masmavi bir sonsuzluk beni içine çekmek istiyor ama ben burada kalıyorum çünkü akşam yazlık sitemizin yaza merhaba gecesi var. Tüm site ahalisi ne yapar eder bu tarihten önce yazlığa yerleşir ve mutlaka geceye katılır. Bizim yazımız işte böyle başlar. 

    Çok mutluyum yattığım çimenlerin üstünde, huzurluyum. Sadece tek bir eksiğim kaldı: Ali. Daha gelmemişler yazlıklarına. Gizlice evlerinin camlarından bakıp gördüğüm üstü örtülü mobilyalardan anladım bunu. Siteye gelir gelmez ilk yaptığım şey ortadan kaybolup Ali’nin evini kontrol etmek oldu. Gelmediklerini görmek hafif bir hayal kırıklığı yarattı ama zararı yoktu. Daha akşama kadar zaman vardı. 

    Aliler geçen sene almışlardı evlerini. Annemle babam siteye yeni taşınanlarla yaza merhaba gecesinde tanışıp sohbet etmeye, beni de onlarla tanıştırmaya pek meraklıdır. Utangaçlığım yüzünden oldum olası nefret etmişimdir bu huylarından. Fakat geçen sene Ali ve ailesiyle tanıştığımızda çok garip bir şey oldu içimde. Önce her zamankinden daha da utandım. Hiç beklemiyordum yaşıma yakın birini. Ali geldiğinde annesi onu benimle, “Bak, seni oğlum Aliyle tanıştırayım. Bu sene altıncı sınıfa geçti, sana abilik yapar, her konuda yardımcı olur,” diyerek tanıştırdı. Yüzüne bakamadım. Sadece kızararak gülümsedim. Gecenin ilerleyen saatlerinde nasıl oldu bilmiyorum ama utangaçlığım yavaş yavaş kayboldu. İlk defa yeni tanıştığım bir insanın yanında bu kadar rahattım. Bakışları o kadar içten ve sıcaktı ki, sanki onu uzun zamandır tanıyormuşum hissine kapıldım. Benim kadar çekingen bir kızın bile kendine güvenmesini sağlamıştı. Daha önce hiç böyle hissetmemiştim.

    Tanıştığımız günden sonra her sabah beraber denize gitmeye başladık. O iskeleden cup diye denize atlardı hep. Bense atlamaya korktuğumdan alıştıra alıştıra girmeye çalışırdım. Denize girmem çok uzun sürdüğünden sıkılıp beni ıslatırdı çoğu zaman. Her seferinde “Bir daha yaparsan küserim,” derdim gülerek. Bazı günlerde de deniz gözlüklerimizle dalıp balıklara bakardık. Rengarenktiler. Bazıları tüy gibi ince ve küçük, bazılarıysa balon gibi şişmandı. Ali ağzını şişirerek o şişko balıkların taklidini yapardı su altında. Ben de denize dalıp onu izlerken kendimi tutamaz, kahkaha atar ve tuzlu su yutardım. Su yüzüne çıkıp öksürürken o, bu sefer benim taklidimi yapar, benimle eğlenirdi. Böyle durumlarda bazen şakadan küsmüş numarası yapar, koşarak denizden çıkar, kayalıklarda sırtımı dönerek oturur, kollarımı kavuştururdum. Çünkü bilirdim, ne zaman bunu yapsam hoşuma gidecek bir şeyler yapardı kendini affettirmek için. Bazen denizden çıkardığı bir kabuğu ipten geçirir ve boynuma asardı, bazen benim prenses ya da peri olduğum bir hikaye uydurup anlatırdı. Sonunda da başını eğer, gözleriyle gözlerimi yakalar, yaptığından pişman olmuş ve utanmış bakışlarla “Barıştık mı?” derdi.

    İşte tam da böyle bir günde Ali’nin beni kızdıracak ne yaptığını hatırlamıyorum bile ama ben ona “kırıldım” ve her zamanki gibi suratımı astım, ondan koşarak uzaklaştım. Kayalıklara oturmuş bir yandan rol yaparken bir yandan da onun bu sefer ne planladığını çözmeye çalışıyordum. Fazla uzun olmayan sahili boydan boya birkaç kez dolaştı. Arada bir eğilip birkaç taş topladı. Ne yaptığını çok merak etmeye başladım. Acaba bu şımarık hareketlerimden sıkılmıştı da bir daha gönlümü almaya gelmeyecek miydi? Tam kaygılanmaya başlamışken bana baktı ve olduğum yere doğru yürümeye başladı. Kayalığa tırmandı, yanıma oturdu. O kadar korkmuştum ki beni bırakıp gidecek diye, hemen naz yapmayı kesip o daha ağzını açmadan yüzümü ona dönüp oturdum ve yapacağı şeyi meraklı gözlerle beklemeye başladım. Sahilden topladığı taşlardan birini alıp denize doğru fırlattı. Taş su üstünde tam üç kere sekti. Gözlerime inanamadım. Şaşkınlığıma güldü ve elime bir taş tutuşturdu. Taşı beraber fırlattık. Olmadı. Taşı nasıl tutup fırlatmam gerektiği hakkında oldukça uzun bir konuşma yapmasına ve tekrar tekrar göstermesine rağmen bir türlü beceremedim. Uzunca bir süre uğraştıktan sonra pes etti.

    Geçen sene yazlıktaki son gecesinde, ailesiyle beraber yola çıkmadan hemen önce, deniz kıyısında benimle buluştu Ali. “Sana bir hediyem var,” dedi. Cebinden daha önceki günlerde sektirdikleri gibi yassı ve geniş bir taş çıkardı. Bu sefer taş renk renk boyanmış, üzerine de özenli olmasına rağmen kötü bir yazıyla ismim kazınmıştı. “Çok uğraştım güzel olsun diye ama beceremedim. Böyle komik durduğuna bakma, aslında bu sihirli bir taş. Eğer bir dilek tutup bu taşı benim gibi üç kere sektirebilirsen dileğin gerçek olur,” dedi. Taşı elime tutuşturdu ve gitti. 

    O günden sonra denizde taş sektirme işini fena halde kafaya taktım ve babama bana öğretmesi için yalvardım. Zavallı babam bu tuhaf takıntıma anlam veremese de soğuk, kış, yorgunluk demeden boş bulduğu anlarda beni kışlık evimizin yakınlarındaki sahile götürdü ve birlikte denizde taş sektirdik durduk. O kadar çok çalıştım ki artık her attığım taşı üç-dört kez sektirmeye başladım. Ama biliyordum ki sihirli taşımı doğru zamana saklamalıydım.

    Yattığım çimenlerde uyuyakalmışım. Uyandığımda çoktan akşam olmuştu. Yerimden doğrulur doğrulmaz aklıma Ali’nin artık yazlığa ulaşmış olması gerektiği geldi çünkü gecenin başlamasına az kalmıştı. Koşarak evlerine gittim. Işıkları yanmıyordu. Mobilyalar bıraktığım gibi örtülüydü. İçimi büyük bir kaygı kapladı. Birkaç saniye orada öylece kalakaldıktan sonra yine koşa koşa evimize döndüm. Anneme geçen seneden beri Ali’nin konusunu dahi açmamıştım. Hislerimi bir şekilde fark eder diye ödüm patlıyordu. Ama şu an öyle büyük bir dehşet içindeydim ki, utangaçlığımı bir kenara bırakıp anneme Alilerin daha gelmediklerini söyledim. Annem onların iş nedeniyle apar topar, yazlıklarını bile kiraya veremeden yurtdışına taşındıklarını, siteye bir daha gelip gelmeyeceklerinin kesin olmadığını söyledi. Tüylerim diken diken oldu, ürperdim. Anneme yaşadığım duygu karmaşasını fark ettirmemeye çalışarak yavaşça odama gittim. Kumbaramdan sihirli taşımı aldım ve sessizce dışarı çıktım. Sahile doğru koşarken gözyaşlarımı tutamadım. Sihirli taşımı kullanmanın zamanı gelmişti artık. Ali’nin geçen sene bana taş sektirtmeye çalıştığı kayalığa çıktım. Akan yaşlarımın arasından gözlerimi kapadım, avucumdaki taşı tüm gücümle sıktım. İçimden onu en azından son bir kez daha görmeyi diledim. Derin bir nefes aldım ve taşı denize doğru fırlattım. Sihirli taşım bir kez bile sekmeden denizin serin sularını boyladı.  

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Yaratıcı Şarap Tadımından Geriye Kalanlar